Almanya’ya Geldikten Sonra Kimsenin Anlatmadığı Şeyler
Almanya’ya geldikten sonra bize en çok söylenen cümle şuydu:
“Alışırsınız.”
Ama kimse alışma sürecinin bu kadar karmaşık, bazen yorucu, bazen de insanın kendisiyle yüzleştiği bir yolculuk olduğunu anlatmıyordu.
Bu yazıyı “şikâyet etmek” için değil, dürüst olmak için yazıyoruz.
Çünkü Almanya’ya gelmek sadece bir ülke değiştirmek değil;
alışkanlıkları, beklentileri ve bazen de kendini yeniden tanımak demek.
Almanya’ya Geldikten sonra… Ama Her Şey Bir Anda Düzelmedi
Dışarıdan bakınca her şey çok düzenli görünüyor.
Otobüsler dakik, sokaklar temiz, sistem çalışıyor.
Ama insanın iç dünyası için aynı şeyi söylemek zor.
Yeni bir ülkeye gelince, insan bir süre “misafir” gibi hissediyor.
Ne tam buradasın, ne de artık eskisi gibi orada.
Bu arada kimse size şunu söylemiyor:
Düzenli bir sistemin içine girmek, bazen insanı daha da yalnız hissettirebiliyor.
Yalnızlık (Kalabalığın İçinde Bile)
Almanya’ya geldikten sonra kimsenin bizi bu kadar hazırlamadığı şeylerden biri yalnızlıktı.
Kalabalık bir şehirde, dolu dolu trenlerde, etrafında insanlar varken bile insan kendini inanılmaz yalnız hissedebiliyor.
Çünkü yalnızlık bazen etrafında kimsenin olmaması değil;
seni gerçekten anlayan kimsenin olmaması.
Dilini tam konuşamadığın bir yerde, espri yaparken iki kere düşünmek zorunda kaldığında,
basit bir derdini bile anlatmak için kelimeleri kafanda defalarca tarttığında bu his yavaş yavaş yerleşiyor.
İnsan bir süre sonra şunu fark ediyor:
Yalnızlık, sessizlikten değil; paylaşamamaktan geliyor.
Ve bu his her gün aynı şiddette olmuyor.
Bazen çok güçlü, bazen neredeyse yok.
Ama ilk zamanlar…
En çok da ilk zamanlar insanın içine çöken bir ağırlık gibi.
Yalnızlıkla Nasıl Baş Etmeye Çalıştık?
Yalnızlıkla baş etmenin tek bir yolu yok.
Biz de ilk başta bunu “çözmemiz gereken bir sorun” gibi gördük.
Meğer bazen çözmek değil, alışmak gerekiyormuş.
Kendimize küçük rutinler kurduk.
Aynı kafeye gitmek, aynı yoldan yürümek, aynı marketten alışveriş yapmak…
Tanıdık şeyler, insanın yeni bir ülkede tutunabildiği küçük dallar gibi.
Bazen sadece dışarı çıkmak bile yetiyordu.
Bir parkta oturmak, kulaklıkla yürümek, düşünceleri susturmaya çalışmak…
Her şey iyi gelmese bile, en azından insanın kendine şunu demesini sağlıyordu:
“Buradayım ve deniyorum.”
Zamanla fark ettik ki yalnızlık azalmıyor belki ama şekil değiştiriyor.
İnsanı içe kapatan bir duvar olmaktan çıkıp,
kendini tanımaya zorlayan bir sessizliğe dönüşüyor.
Ve işte tam bu noktada ikinci yüzünü göstermeye başlıyor.
Yalnızlık İnsanı Nasıl Değiştiriyor?
Yalnızlık insanı yavaşlatıyor.
Daha çok düşünmeye, daha az kaçmaya zorluyor.
Kim olduğunu, ne istediğini, neye katlanabildiğini sorgulatıyor.
Türkiye’deyken belki hiç sormadığımız sorular, burada kendiliğinden geliyor.
Çünkü kaçacak tanıdık kalabalıklar yok.
Bir süre sonra şunu fark ediyorsun:
Yalnızlık sadece zor değil, öğretici de olabiliyor.
Kendi kendine yetebilmeyi,
yardım istemeyi,
ve bazen de hiçbir şey yapmadan durabilmeyi öğretiyor.
Ama dürüst olalım;
bu değişim her zaman güzel hissettirmiyor.
Bazen insan kendini eskisi gibi hissetmiyor.
Ve bu da korkutucu olabiliyor.
Yine de belki de bu yolculuğun en gerçek tarafı tam olarak burada başlıyor.
Yalnızlık İnsanı Nasıl Değiştiriyor?
Belki evet.
Ama herkes aynı şeye alışmıyor.
Kimi insan kalabalıklara alışıyor,
kimi sessizliğe.
Kimi güçlü olmaya,
kimi kırılgan kalmaya.
Almanya’ya geldikten sonra fark ettik ki,
alışmak dediğimiz şey bazen sadece devam edebilmek anlamına geliyor.
Her şeyin yolunda olmasını beklemeden,
her gün biraz daha ileri gidebilmek.
Bazı günler hâlâ zor.
Bazı sabahlar hâlâ “burada ne yapıyorum?” diye uyanıyoruz.
Ama artık bu sorudan kaçmıyoruz.
Çünkü bu yolculuk bize şunu öğretti:
İnsan her şeyi bilerek başlamıyor.
Bazen sadece hissettiği yere doğru yürüyor.
Ve belki de herkesin anlatmadığı şey tam olarak bu.